ŞEYMA DUMRUL EMAİL GÖNDERMEK İÇİN TIKLAYINIZ.

 

           

  BÖYLE OLMAZ

 

 

    Dünyada ve Türkiye kadın olarak yaşamak kolay değil. Hele son zamanlarda ülkemizde artan kadın cinayetleri haberlerini her gün duydukça insan bir kadın olarak kendini korumasız hissediyor. Bu ülkede kanun , polis , devlet var ama aslında bir nevi yok.  Bunun sorumlusu kim diye merak edip araştırdığınızda  iş daha da sarpa sarıyor.  Ama yinede bu işte az yada herkes az yada çok suçludur.

 

    Sadece Türkiye değil  dünyada bir çok ülke bir nevi Vahşi Batı  haline geldi. Eline silahı, bıçağı alan kendini kovboy vari hissedip; kendinde karşısındaki kadının  hayatına son verme hakkını görüyor. Tabi bu hakkı nasıl görmesin;  sözde beyefendi  yıllarca erkek olduğu için pohpohlanmış; birde işin içine hem kas gücü hem de eve iki ekmek getirmenin verdiği kibir eklenince  karşındaki kadını bir insan olarak değil; artık ona itaat etmesi gereken bir varlık olarak görmeye başlamış.

 

   Çok küçük yaşta zihinlerimize kazınan erkek hep güçlüdür hep onun sözü geçer , kadın ise haddini bilip geride durmalı erkek ne derse onu yapmalı rolleri işte sonunda sırf kendi isteği yapılmadı; kadın onu dinlemeyip kendi kararını verdi diye  böyle erkek vahşetleri ortaya çıkıyor. Aslında çocukları yetiştiren annelerde bir kadın olarak  pekte  bu konuda özen göstermiyor. Çoğu anne kocasından şiddet görmesine rağmen toplumda dışlanmasın, erkek çocuğu erkek gibi erkek diye tanımlansın diye  erkek çocuklarını “Benim aslan oğlum her şeyi yapabilir , kırar, döker, vurur .”  diye yetiştiriyor. Sonunda da olan yine onun hemcinslerine yani kadınlara oluyor.

 

   Yasalarında bu konuda ne kadar zayıf olduğu ve artık kadınları korumadığı ortadadır. Kadınlar savcılığa , polise başvurdukları halde gerekli koruma sağlanamamaktadır. Tabi bu durumda birde savcı yada polisin karı koca arasına girilmez yada her çift arasında olur böyle şeyler düşüncesi de yasaların işlerlik kazanmamasında önemli bir rol oynuyor. Çünkü istediklerinde çok kolay daha kanıtlar olmadan bir çok kişiyi tutuklayıp hapishaneye gönderebiliyorlar. Ama ne hikmetse defalarca dayak yemiş yüzü gözü morluklar içindeki kadının kocası, sevgilisi yada ailesindeki erkek bir türlü devlet tarafından zapt edilemiyor. O kadarki geçende kadın sığınma evindeki bir kadın  yine gözü dönmüş kocası tarafından öldürüldü ve o sığınma evindeki görevlilerden kimse bir şey yapamadı.  

 

    Bu nedenle bir an önce  kadına yönelik şiddetin önüne geçecek  yasal düzenlemeler yapıp bunu çok içselleştirerek uygulamak gerekiyor. İçselleştirerek diyorum çünkü eğer bir ülkede yasalar içselleştirilmezse yani benimsenmezse isterse dünyanın en iyi yasası, anayasası olsun o yasalar uygulama alanı bulmaz. Tıpkı bugün  bazı kuralların hasır altı edilmesi gibi o yasalarda tozlu raflarda yerini alır.

 

 Tabi iş devletin koruma sağlaması ve polisin , savcının etkin çalışıp bu katliamları engellemeye çalışmakla bitmiyor. En önemlisi artık toplumda kadınında bir birey olduğu ve bir erkek gibi kendi kararlarını alıp uygulayabilecek kapasitede olduğu  benimsenmelidir. Bu benimseme toplumdaki kadınından , erkeğine ,gencinden yaşlısına kadar nüfuz etmelidir. Ne zaman kadınları aşağılayan önyargılardan kurtulup; artık bu dünyanın sadece erkeklere ait olmadığını ve kadınlarında çok önemli olduğunu kavrarsak işte o zaman  gerçek eşitliği sağlamış olacağız.

 

  İşin garibi  karısını  öldüren erkekler hiç üzülmeden kameralara pişman değilim diye bağırabiliyor. Buda bu zihniyete sahip erkeklerin  kendilerine göre ne yazık ki  kutsal bir görev yaptıklarını ve kadının üstünde bir metaaymış gibi hak sahibi olduklarını düşündüklerini gösteriyor. Onlara bıraksanız bir kadın öldürüldüğünde o kadını öldüren katili cezalandırmamak gerekiyor; adamlar o derece vicdansızlaşmış yani.

 

  Bir an önce bu  gidişe bir dur demek lazım . Burada en büyük görev devlete ve topluma düşmektedir.  Devlet okuma yazma kursları açtığı kadar; kadın erkek arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğini anlatan programlarda düzenlemelidir; bir ülkede okuma yazma oranı kadar; insanların birbirinin haklarına saygılı davranma ve kadın erkek eşitliğini kavrama oranı da çok önemlidir.

 

  Sivil Toplum Kuruluşları da bir an önce harekete geçmeli ve kadınlara sadece güçlü olun mesajı vermenin yanı sıra ona ekonomik, sosyal alanda nasıl bir birey olabileceğinin yollarını göstermelidir. Tabi bu programların içine özellikle anneler ve erkeklerde dahil edilmelidir ancak böylece  kadına hak ettiği insani saygıyı gösterecek bir toplum oluşabilir.

 

  Kadınlar için daha yapılacak ve kadınların kendileri için yapacakları  çok şey var . 21. yüzyılı yaşayan dünyada ve Türkiye’de hala kadınların birey ve bir insan olarak erkeklerle eşit  olduğunu kavrayamayan o kadar çok zihniyet var ki  bunları değiştirmek için çok çalışmak gerekiyor.  Ne zaman bir insan olarak kadının kendi kararlarını verme hakkını toplum olarak kabulleneceğiz işte o zaman bütün bu kadın cinayetlerinin ve kadını ikinci sınıf vatandaş görme alışkanlığının önüne geçebileceğiz.

 

 

Şeyma DUMRUL