ŞEYMA DUMRUL EMAİL GÖNDERMEK İÇİN TIKLAYINIZ.

 

DİYARBAKIR’DA BİR GARİP OLAY        

 

Diyarbakır’da günlerdir aileler PKK tarafından kaçırılan çocukları için ağlıyorlar ve çocuklarını geri istiyorlar.  Ama insan haklarından dem vuran ne HDP, ne BDP oralı olmuyor. Bu iki partiyi geçelim en vahimi Başbakan devletin görevini yerine getirmesi için harekete geçeceğine her fırsatta topu “Ey BDP, HDP bu çocukları siz getireceksiniz. Alıp geleceksiniz yoksa B ve C planımız var ” diyerek olayın içinden sıyrılmaya çalışıyor. Kaç gün oldu ve daha ne kadar B ve C planı için bekleyeceğiz orası meçhul. Gezi olaylarında ve her eylemde olağan üstü hal ilan eden vatandaşın burnundan getiren delikanlı devletimiz, asıl temel görevi halkını korumaya gelince birden kedi yavrusuna dönüyor.  İşte bu durumda sorarlar sana “ Sen bu askeri, polisi halkını korumak için mi yoksa halkına zulüm için mi yetiştiriyorsun ?”  Gelinen noktaya bakılırsa ikincisi galiba.

Olayın bir başka düşündüren noktası BDP ve HDP yetkilileri utanmadan çıkıp 18 yaşın altındaki bu çocuklar için kendi istekleriyle dağa çıktılar, PKK’ya katıldılar savunması yapmalarıdır.  En son bu cephenin  Diyarbakır’da belediye önünde eylem yapan ailelerin bazılarının MİT tarafından parayla tutulduğu iddiaları ortaya çıktı. Bu nasıl bir savunmadır. İnsan hakkından, özgürlükten bahseden, bunun mücadelesini veriyoruz diyenler söz konusu PKK’nın kaçırdığı çocuğunu isteyen analar olunca insan hakkını unutmaları asıl yüzlerinin ortaya çıktığının en büyük kanıtıdır.

PKK’nın HDP’nin yada BDP’nin  Kürt halkının temsilcisi olduğu ve onların özgürlüğünü savundukları savına inanmak hiçte doğru değil. Çünkü bu üçlü yapılanma orada yaşıyan ve bir şekilde devlet tarafından göz ardı edilmiş, okulu yapılmamış, suyu bağlanmamış mağdur edilmiş halkın bu durumundan  yararlanmaktadır. Oradaki çoğu halk güvenlik korkusundan PKK’nın yaptığı faaliyetlere ses çıkaramamaktadır. Bazıları ise kendilerine sahip çıkıldığı izlenimi veren bu yapıya aldandığı için destek vermektedir.

 

Ayrıca madem PKK ve onun siyasi kanadı Kürt’lerin özgürlüğünü, hakkını düşünüyor, ilk önce oradaki halkın yaşam standartlarının yükselmesi için girişimde bulunması gerekir. Ama onlar öyle yapmıyor çünkü  o bölgeye yatırım yapan insanlara destek olunsa, çocuklar okula gitse doktor, hakim, öğretmen olsa ufku açılsa onlar eroin kaçakçılığı ve diğer yasa dışı işleri yapıp paralarına para katamayacak. Devlette, PKK’da biliyor ki Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan insanların tek bir derdi var iş, aş ve eğitim.  Geçenlerde Selahattin Demirtaş bizim Kürt çocukları kendi dilinde eğitim göremediği için başarısız ve bir meslek sahibi olamıyor dedi. Şaka gibi bu açıklamanın ardından sormak lazım. Peki  BDP, HDP,PKK kanadında malı götürenler nasıl okudu avukat, öğretmen yada mühendis oldu.  Geçiniz bunları efendim. Evet herkes kendi arasında istediği dili konuşabilir, nasıl İngilizce konuşmak suç değilse diğer dilleri de konuşmak suç olmamalı. Lakin bu ülkenin bir ana dili var. Nasıl Almanya’ya gittiğinde oranın ana dilinde eğitim görüyorsanız Selahattin Demirtaş, bu ülkede de Türkçe eğitim görülmeli.  Gerçi onların derdi eğitim değil başka.

 

Yüzyıllardır bu toprakta kardeşçe yaşayan ve bu ülkeyi beraber kuran tüm unsurlar nedense sanki  birbirimizden çok farklıymışız gibi ayrıştırılmaya çalışılıyor. Bu siyaset sonucunda Kürtlerin özgürlüğünden bahsedenler, bu ülkeye ve Kürtlere en büyük kötülüğü yaptıklarının farkında değiller. Belki de farkındalar da diğer ülkelerle işbirliği yapıp ülkeyi kaosa sürüklemelerin de şahsi  çıkarları var.  Başbakana laf eden BDP,HDP yetkilileri Diyarbakır’da Belediye önünde eylem yapan ailelere karşı yaptıkları baskı gösterdi ki onlarında kendilerini eleştirenlere hak isteyenlere tahammülü yok.  Kısacası hiç samimi olmayan yapının Kürtlükle hiç ilgisi yok.