ŞEYMA DUMRUL EMAİL GÖNDERMEK İÇİN TIKLAYINIZ.

 

KÜRESELLEŞME VE ÇEVRE

Son dönemlerde çevreye verilen önem gittikçe artmaktadır. Gelişen dünya ekonomisi,

iletişim, teknoloji artık çevre faktörünü de düşünmek zorundadır. Küreselleşen dünyada çevre

önemli etkenlerin başında gelmektedir. Çevreye duyarlı bir küreselleşme süreci özellikle

dünya halkının arzuladığı ve önem verdiği bir noktadır. 1960’dan bu yana çevrenin kirletmeye

karşı verdiği alarmlar; artan küresel felaketlerle birlikte daha da anlaşılır bir hal almıştır. Tabi

algılamak ile uygulamak arasındaki derin uçurum bu konuda da kendini gösterdiği yerler

mevcuttur.

1972 BM Çevre Konferansı’nın sonuç bildirisinde çevre teknolojilerinin gelişimine

önem verilmesine, kirleten öder ilkesine ve insanların sağlıklı bir çevrede yaşamak için

ülkelerin gelişimlerini çevreye duyarlı bir şekilde yerine getirmelerinin gerektiğine dikkat

çekilmiştir. Küreselleşme gelişmeyi ve dünyanın artık bir köy kadar bir birine yakın hale

gelmesini anlatmaktadır. Bu doğal süreçte 1972’de ve devamında olduğu gibi çevreyi göz ardı

eden bir küreselleşme anlayışının olmadığı ortadadır.

1992 Rio Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı deklarasyonun dördüncü ilkesine

göre sürekli ve dengeli bir kalkınma için çevre koruma faktörü kalkınma süreciyle entegre bir

şekilde düşünülmesi gerekmektedir. Aynı deklarasyonun on yedinci ilkesine göre de Çevresel

Etki Değerlendirmesi(ÇED) çevreye ve insanlara zarar verecek yatırımları ve girişimleri

önlemek için çok önemli bir araç olarak ulusal ve uluslar arası bazda kullanılması

gerekmektedir. Bugün kısa adıyla ÇED süreci hemen hemen dünyanın çoğu ülkesinde yatırım

için ön şartlardan biridir. AB’de ÇED sürecine çok önem vermektedir.1 Ekonomi- çevre ve

ekonomi-küreselleşme birbirinden ayrılmaz kavramlar olduğu için çevre ve küreselleşme de

yakın ilişki içerisindedir.

Küreselleşmenin aktörlerinden uluslar arası örgütler 1960’ların sonundan itibaren

“çevre” konusunu gündemlerinde tutmuşlardır. Çünkü dünya gelişmekte, teknoloji

ilerlemekte fakat aynı zamanda buna orantılı olarak da çevre gittikçe kirlenmektedir. 1992

yılında Dünya Bankası’nın Dünya Kalkınma Raporunun ana teması çevredir. Bu raporda

Dünya Bankası çevreyi esas alan sürdürülebilir kalkınmanın vurgusunu yapmıştır.2

.

Küreselleşme kalkınma ile gerçekleşen bir olgudur. Artık kalkınmanın sürdürülebilir ve çevre

politikalarına göre yapılması kural olarak alınması gerekmektedir.

UNEP’e göre ulusal ve uluslar arası düzeyde dünyanın korunması için yeşil politikalar

izlenmelidir. Ekonomik, sosyal ve kültürel politikalar çevreye en az zarar verecek şekilde

oluşturulmalıdır. UNEP’in ön gördüğü yeşil ekonominin üç temel hedefi vardır: 1.İstihdam

yaratarak ve krizden zarar görmüş grupları koruyarak dünya ekonomisinin yeniden

canlandırılmasına katkıda bulunmak 2. Karbon bağımlılığını azaltarak ekonomilerin temiz

enerji kullanarak dengeli bir kalkınma yoluna girmelerini sağlamak 3. Sürdürülebilir kalkınma

sağlayarak 2015 yılına kadar aşırı yoksulluğu ortadan kaldırmak.3 UNEP’in yaptığı

tespitlerden de anlaşılacağı üzere görünürde çevre sorunlarına duyarlı bir dünya düzeni,

gelişmesi ön görülmektedir.

Çevre kirliliği dünya kamuoyunda tepkilere neden olan bir durumdur. Çevreye zarar

verileceği anlaşılan yada öngörülen yatırımlara karşı çevreci anlayış büyük tepkiler

göstermekte ve çoğu zaman yatırımların önüne tamamen yada bir süreliğine geçmektedirler.

Bazı güçlü ülkeler çevre kirliliğini oluşan çevreci küresel tepkiyi kullanarak bazı ülkelerde

yatırımların önüne geçmektedirler. Almanya çok küçük miktarda altın madenine sahip

olmasına rağmen olduğu dünyadaki en çok altın stokuna sahip olması ve dünyadaki tek

siyanür üreticisi olması sebebiyle Bergama’da çıkarılacak altının kendinin küresel düzeydeki

ekonomik çıkarlarına zarar vereceğini anladığı için Bergama’da altın çıkarılmasını kendilerini

çevreci olarak adlandıran bazı kişi, STK’lar ve Alman Vakıf’larını kullanarak; bu altın

yatırımını çevreye zarar verecek sloganıyla bir süreliğine engellemiştir.4 Çevre politikaları

küreselleşmeyi yönlendirme de önemli etkenlerden biridir.Bu örnekte olduğu gibi artık

yatırımlar ve teknoloji çevreyi dikkate almak zorundadır

Küreselleşmenin ve çevre sorunlarının yükselişi aynı döneme denk gelmektedir. İki

kavramda 21. yüzyıl ile birlikte hızlı bir ivme kazanmıştır. Yeryüzünün karşı karşıya kaldığı

çevre sorunlarının küresel boyutlu olması insanlar arasında büyük endişe yaratmaktadır. Artan

dünya nüfusu ile azalan kaynaklar, 20. yüzyıl ile birlikte ortaya çıkan ve 21. yüzyıl ile birlikte





artan küresel ölçekteki iklim değişikliği, sınırları aşan su ve hava kirliliği, tehlikeli atıkların

taşınması, ozon tabakasının delinmesi gibi sorunlar “Dünya gelişiyor ve küçülüyor ama bu

nasıl oluyor ve olmalı?” sorularını akıllara getirmiştir.5

Günümüzde çoğu ülkenin ulusal boyutta ve etrafındaki ülkeleri de etkileyecek boyutta

çevre sorunu mevcuttur. Tek tek ülkeler sınırlarında olan bu sorunlar; küreselleşme ile birlikte

ve her ne kadar uzak mesafeler de olmalarına rağmen bütün ülkelerin aynı atmosferi

paylaşması nedenleriyle ortak bir sorun haline dönüşmüştür. Bunun içindir ki 1997 yılında

imzalanan Kyoto Sözleşmesinde karbon ticareti ve karbon salınımı sertifikası öngörülmüştür

ve Londra’da kurulan Karbon borsası sertifikası karbon salınımı sertifikası vermektedir.

Çevre sorunları nedeniyle artan endişe ve insanların eskiden farkında olmadığı ki hala

bazı insanlar farkında değil; çevreye duyarlı teknolojilere verilen önemi arttırmıştır.

Küreselleşmenin en önemli öğesi ekonomi ve teknoloji artık çevreye duyarlı mal üretimi ve

satımını amaçlamaktadır. A Enerji sınıfı hem az enerji harcayan hem de çevreyi kirletmeyen

elektronik aletler her geçen gün daha fazla ilgi görmektedir. Geri dönüşümlü ürünler, azalan

yer altı kaynaklarını göz önünde tutarak geliştirilmek istenen yenilenebilir alternatif enerji

üretimi sistemleri hem ekonomik hareketlilik oluşturmakta hem de çevreye duyarlı teknolojik

yeniliklerin kapısını aralamaktadır. İnsanlar artık doğaya saygılı ve uyumlu bir hayat sürmek

istemektedirler. Buda artık küreselleşmenin başına çevreci sıfatının eklenmesini gerekli

kılmaktadır. Salt küreselleşme değil çevreci küreselleşme gelişmelerin getirdiği son noktadır.

Küreselleşmenin ivmelerinden teknolojinin önemli başarılarından sayılan nükleer

enerji, atom bombası, radyoaktif maddelerin kullanımının ortaya çıkardığı atıklar ve kirlilik

yok edilmesi en zor kirliliklerdendir. Bu atıkların ve kirliliğin ortadan kaldırılması çok zor

işlerden biridir. Bu nedenledir ki bunlara benzer tehlikeli atıkların üretiminin azaltılması,

çevre ve insan sağlığıyla uyumlu yönetimlerinin sağlanması için Tehlikeli Atıkların Sınırlar

Ötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi imzalanmıştır.6 Yani

küreselleşmenin her boyutunda bir çevre faktörü ortaya çıkmaktadır.

İnsan ve çevre ayrılmaz bir bütündür. Bu nedenle insanla var olan küreselleşme

çevreden bağımsız olarak düşünülemez. Çevreyle uyumlu yatırımlar ve kalkınma şekli artık

yerleşmeye başlamıştır. Bu gelişmeyle birlikte eko denetim kapsamında Avrupa Birliği Çevre

Yönetimi ve Denetimi Programı(EMAS) gibi çevreye uyumlu olduğunun kanıtlarından biri

5

olarak algılanan belgeler konusunda bilinçli ve bu belgeye sahip kuruluş sayısı her geçen gün

artmaktadır.7

Artık girişimciler, ülkeler herkes küreselleşme sürecinde kendilerini çevreye saygılı

olarak gösterme zorunluluğu içerisine girmişlerdir. 1987 yılında yayınlanan Ortak

Geleceğimiz Raporunda temelinde çevre olan sürdürülebilir bir kalkınma ön görülmüştür.

Uluslar arası ve yerel düzeydeki yatırımcının çevreyi tahrip ederek yaptığı yatırımlar uluslar

arası kamu vicdanını yaralamakta ve tepki çekmektedir. Şirketler olduğunca çevreyle

uyumsuz yanlarını kapatıp; kendilerini doğa dostu gibi gösterme amacı içerisine girmişlerdir.

Örneğin Türkiye’de trafikte en çok emisyona neden olan jiplerin ithalatçısı bir firma sahip

olduğu kanalda Yeşil Ekran adlı çevreci bir program yayınlayarak çevreye verdiği zararı

perdelemek istemektedir. Sadece bu firma değil çoğu firma çevreye verdikleri zararları

yaptıkları sosyal sorumluluk projeleriyle kapatmaya çalışmaktadırlar.

Bu durum uluslar arası şirketler içinde geçerlidir. Küresel bazda bir kola şirketi

yağmur ormanlarına ve çeşitli yerlerde çevreye verdiği zararı örtmek için küçük çevre

projelerine kaynak sağladığını iddia eden Hayata Artı Vakfı gibi kuruluşlar

oluşturabilmektedir. Eskiden şirketlerin böyle çevreci sosyal sorumluluk projelerine destek

vermeye gerek duymamaktaydılar. Çünkü çevre bu kadar önemli bir aktör halini almamıştı.

Şimdi kendilerinin çevreci olduklarını kanıtlamak zorundalar. Aksi durumda yaptıkları çevre

kirliliği ortaya çıkarsa küresel bir tepkiden çekinmektedirler.

5 Aralık 2011’de Güney Afrika’nın Durban kentinde düzenlenen BM İlkim

Konferansına 194 ülke katılmıştır. Bu Konferansta Kyoto Sözleşmesinin geleceği masaya

yatırılmıştır. Karbon salınımını azaltmayı amaçlayan bu Konferans pekte olumlu geçmemiştir.

İnsanların sağlığı söz konusu olduğu için Konferansta olumsuz tavırlar izleyen ve dünyada en

çok karbon üreten ülkeler olan ABD, Çin gibi birkaç ülkeye küresel kamuoyu büyük tepki

göstermiştir. Ekonomik kriz endeksli düşünüp ülkeler bu konuyu ikinci plana itmiş olsalar

bile; çevre olmadan küreselleşme, ekonomi, teknoloji gibi kavramların olmayacağı gözden

kaçırılmaması gerektiğini en kısa zamanda anlayacaklardır.

Avrupa Birliği Birinci Çevre Eylem Planı’nda da yer alan kirliliğin kaynaktan

önlenmesi, kirleten öder, çevrenin dikkate alınmasının bütün planlama ve karar alma

süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olması gibi ilkeler küreselleşme sürecinde önemli bir

7

duruma gelmiştir. Çevre o kadar önemli ki 2008 yılında Çin’in Pekin şehrinde yapılması

planlanan Olimpiyat Oyunlarının Pekin’de hava kirliliğinin çok fazla olması nedeniyle başka

bir ülkeye kaydırılması uluslar arası kamuoyunda tartışılmaya başlanmıştır. Bunun üzerine

Çin Olimpiyat Oyunları için 267 fabrikanın faaliyetini geçici olarak durdurmuş; olimpiyatları

hazırlıkları sürerken kronik hava kirliliğiyle mücadele için 20.43 Milyar Dolar harcamıştır.

Yani çevre kirliliği küresel boyutta bütün ilişkilere ve faaliyetlere etki etmektedir.

r.