ŞEYMA DUMRUL EMAİL GÖNDERMEK İÇİN TIKLAYINIZ.


 

7 Haziran’a doğru

1 Mayıs’ta İstanbul’da yine biber gazı, jop, plastik mermi ve polisin acımasızlığı vardı. Çeşitli gerekçelerle Taksimi kutlamalara açmayan zihniyet yine 1 Mayıs’ı İstanbullulara zehir etme planına başarıyla ulaştı. Hükümet, insanlar Taksim’e çıkmasın diye aylardır çalıştığı kadar halkın sorunlarını çözmek için uğraşsaydı eğer bugün bu ülkede vatandaş rahat bir nefes alacak duruma gelirdi.

Taksim’de kutlamalara izin verildiğinde olay çıkmayacağını bilenler yasaklarla insanları kışkırtma yoluna gittiler. Amaçları seçime giderken muhalefeti kamuoyunda yakan, yıkan ve nedensiz huzursuzluk çıkaran pozisyona düşürüp polemik malzemesi elde etmekti. Ama unuttukları 1 Mayıs’a gelenler sadece bayrağı, flaması ve karanfilleriyle gelmişlerdi. Kendileri ise tomalarıyla, nerede üretildiği, içeri belli olmayan biber gazlarıyla geldiler. Ve keyfi bir biçimde bir çok insanı gözaltına aldılar.

Hükümet, iktidar gücünü kaybettiğini anlayınca suçlamanın yanısıra elindeki tüm gücü muhalefetin üstünde baskı olarak kullanmaya başladı. Yarattıkları polis devletinde alabildiğince hoşgörüsüz. 12 Eylül’den farkı olmayan uygulamaların ardı arkası kesilmek bilmiyor. 13 yılda bu ülkede insanlar arasına nefret tohumları ekildi. Artık kimsenin kimseye tahammülü kalmamış görünüyor. İnsanlar en ufak olayda patlayacak saatli bir bomba gibi.

Etnik kimlik ve din üzerinden yürütülen siyaset, sadece iktidar gücünü korumaya yönelik pazarlıklar Türkiye’yi büyük bir uçurama sürüklemeye devam ediyor.
Sadece kavga üzerine kurulu argümanlar  çekilmez boyuta varmış durumda. Yüzyıllardır aynı topraklarda yaşayan bu halk artık huzur istiyor. Sen şusun ben buyum diye başlayan cümleler Türk halkının birbiriyle artık kaynaşmış ve ayrılmaz bağları bulunduğu gerçeği unutularak kurulmaktadır. Kendisini sadece Türk ya da sadece Kürt olarak tanımlayanlar, bilerek olmasa da ırkçılık yaptığının ve bu iktidarın tuzağına düştüğünün farkında değil.

Bizler Türk, Kürt, Alevi, Sünni ayrımı bilmeden büyüdük .

2015’in Türkiye’sinde herkes demokrasiden, özgürlükten bahsederken; yine ne yazık ki bazıları, insanların kimlik ve dini üzerinden siyaset yapmaktan büyük zevk alıyor. İnsanların bir araya gelip kendilerine karşı güç oluşturmasından korkanlar, neredeyse “senin saçın siyah, arkadaşının ki sarı siz dost olamazsınız” deme noktasına gelmiş durumda. Demek ki birileri koltuğunun artık büyük tehlikede olduğunun farkına varmış ve olanca gücüyle savaşıyor.

İşte bu zihniyete en büyük ders 7 Haziranda verilmelidir. AKP gibi hırçın ve ayrımcı siyaset yürütenler bu seçimde oyları bölmek ve CHP’den oy çalabilmek adına her şeyi yapmaktalar. AKP’nin gerçekten gitmesini isteyen bir zihniyet ana muhalefet partisine destek olmaya çalışır. Bu güne kadar hangi önemli kararda AKP’nin karşısında durdular ki 7 Haziran’dan sonra dursunlar.

Barış Süreci adı altında fiyasko bir planı AKP’yle yürütenler şimdi de kalkmış “biz olmazsak AKP bildiğini okur” diyorlar. Kusura bakmayın da zaten siz AKP ile birlikte bildiğinizi çok güzel okuyorsunuz.

Artık Türkiye bir yol ayrımında ve gideceği yönü seçmek zorunda. Kimlik ve din üzerine siyaset yapanlara gereken cevabın verilmesinin zamanı gelmiştir. Kardeşçe ve barış içinde ve eşitçe bu ülkede yaşamak var iken sürekli gerilim üzerinden kendilerine pirim yapanların kim olduğu bellidir.

Bizim de vicdan sahibi bir birey olarak üzerimize düşeni 7 Haziran günü barışçıl bir şekilde oy kullanarak yapmak boynumuzun borcudur.

 

 

 

 


r.